Adını Sen Koy 193. Bölüm 11 Ekim 2017 Çarşamba

Ökkeş Amcanın Ani Ölümü Bütün Konağı Yasa Boğdu. 

Zehra Onlara Destek Olmak İçin Konağa Geldi. Bir Gece Ömer’in Omzunda Uyudu Zehra ve Sabah Olunca da Konaktan Gitmek İçin Hazırlandı. 

Ömer Engel Olmak İstedi. Zehra Yüzüğünü Çıkarıp Ömer’in Avucuna Koydu.

Ökkeş amcanın aniden vefat etmesi konaktaki herkesi yasa boğdu. Hediye abla çok üzgün onu Cevriye hala ve Ayşe biran olsun yalnız bırakmıyorlar. Nihat da cenaze işlerini halledip eve dönmüş. Ayşe de Zehra yı arayarak acı haberi vermişti ve bunun sonucunda da Zehra konağa geldi Hediye ablanın bu zor gününde yanında olmak için.

Ömer de dışardaki işlerini halledip konağa geldiğinde arabadan inince, Zehra yok evdekilere onun yokluğunu nasıl açıklayacağım diye endişe ederken konak kapısına yöneldi Ömer ve kapı açıldı kapıyı açan Zehra idi.

Ömer karşısında Zehra yı görünce çok şaşırdı hiç beklemiyordu. Zehra, başın sağ olsun Ayşe aradı geldim bilseydim daha önce gelirdim dedi. Ömer de ben seni çok merak ettim dediğinde Zehra Hediye ablanın yanına geçelim diyerek içeri aldı eşini.

Hediye ablanın acısı çok taze, yüreği yanıyor. Hayat arkadaşı, sevdiği erkek, eşi yok artık yanında ve bundan sonra da hiç olmayacak. Ölüm böyle işte, Azrail bir kere geldiğinde alıp götürüyor ve geri vermiyor aldığını.

Hediye abla nasıl dayanacağım sensizliğe diye ağlıyor. Cevriye halada, Ayşe de bizler varız seni çok seviyoruz, derdi veren dermanını da veriyor diyerek destek olmaya çalışıyorlar.

Ama hiç kimse giden eşin yerini dolduramaz ki. o can yoldaşıydı Hediye ablanın, kimi zaman sırdaşı, dert ortağı, yol göstereni, yardım edeni, yüzünü güldüreniydi. Bahçenin toprağın, çiçeklerin amcasıydı o ama artık yok. Yeri asla dolmayacak unutulmayacak Ökkeş amcanın. Gönül isterdi ki gitmesin ölmesin ama olmadı olamadı.

Ölüm geldi bir kere, ömür bitti. Ne bir dakika önce, ne bir dakika sonra tam vakti zamanında kararlaştırılan anda geldi emanetini aldı gitti Azrail.

Bu hayat ne garip hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz. Üzüyoruz, kırıyoruz, kızıyoruz, her şey bizim olacakmış gibi çalışıp çabalıyoruz. Oysa ki hepsi boş, hepsi bu yalan dünyanın bir aldatması. Oysa ölüm her an yanı başımızda. Ben 

ölümü hep yatıp uyuduğum yastığımın altında saklı beni bekliyor diye düşünüyorum. Çünkü; uyku da ölümün kardeşi küçük ölüm gibi. Ve farkında olursak her gün ölüp her gün diriliyoruz uyku ile.

Zehra su vermek istedi Hediye ablaya ama Hediye abla ben onsuz bir yudum su bile içemem dedi. Durumu fark eden Ömer bardağı aldı ve Hediye ablanın dizinin dibine çömeldi Ökkeş abi seni böyle görse ne kadar üzülürdü. O senin ağlamana dayanamazdı dedi ve hadi bir yudum iç dediğinde Hediye abla Ömer’in elinden bir yudum su içti.

Ömer’i oğlu gibi görüyor Hediye abla, onların çocukları olmamıştı. Ömer onların evladı gibiydi. Şimdi Ömer ne derse onu yapacak Hediye abla çünkü tek sevdiği güvendiği Ökkeş den sonra tek insan o kaldı yanında bir de Ayşe tabi.

Ömer havuz başında oturmuş olanları düşünüp Ökkeş amcanın yokluğuna alışmaya çalışırken, Zehra Ömer için çay yapmış onu getirdi. Dalgın olan Ömer Zehra’nın geldiğinden habersizdi. Zehra Ömer’in omzuna dokundu Ömer fark etti Zehra yı.

Masada karşılıklı oturarak sohbet ettiler. Ömer bu bahçe bile Ökkeş abiyi özleyecek dedi. Özler. Ökkeş amcanın tanıdığı herkes, elinin dokunduğu toprak, ağaç çiçekler hepsi fark edecek onun yokluğunu ve özleyecekler onu. İnsanlar bazen tabiatın bazı şeyleri anlamadığını düşünüyorlar. Ancak yanılıyorlar. Belki de insanlardan daha fazla anlıyor tabiat olup bitenleri.

Zehra da en çok da sen özleyeceksin, Ökkeş abiyi bir baba gibi gördüğünü, onun da seni bir evlat olarak gördüğünü biliyorum dedi.

 

Ömer de, sanıyoruz ki sevdiklerimiz hep yanımız da kalacak. Bu mümkün değil Ömercim doğanın kanunlarına ters. Doğmak nasıl doğal bir süreç ise ölüm de öyle doğal bir durum. Ömer de bunun farkında gün gelip elimizden kayıp gidiyorlar. Ölüm başka bir şey dedi.

Ama sevdiğinin elinden kayıp gittiğini görmek ölüm gelmeden başka nedenlerle sevdiğinden ayrılmaktan Zehra yı göz göre göre kaybetmekten bahsediyor Ömer. Zehra da anladı bunu hemen kalkmak içeri geçmek istedi.

Ömer de Zehra’nın kolundan tutup burada olduğun için teşekkür ederim dedi ve birlikte içeri geçtiler.

Ömer den Zehra ya;

Bir anda girdin hayatıma anlam veremedim ilk başta. Sonra seni tanıdım zamanla ve sevdim, aşık oldum hatta. Ve sonra anladım ki sen avuçlarımda olan bir kelebek gibiydin. Çok narin, hassas, duygusal. Sıksam ölecektin, açsam uçup gidecektin. Oysa ben seni bir an bile olsa kaybetmek istemedim. Avuçlarımın arasından kayıp gitme, yok olma. Çok alıştım ben sana Zehra.

Mert Nihat’ı arayıp Ökkeş amca için baş sağlığında bulundu. Vefalı Mert unutmamıştı bu zor günde o da çok uzaklardan yanlarında olduğunu hissettirmişti. Ömer ile de konuştu Mert.

Zehra mutfakta Cevriye hala ile yemek yapıyorken malzeme almaya kilere gidince hala, Zehra tek kaldı mutfakta Ömer geldi sessizce izledi Zehra yı. yağ gözünün önünde duruyorken görmedi Zehra Ömer verdi. Ahçı başı Zehra, yamak da Ömer oldu.

Yemeği yapıp gideceğini, babasından habersiz geldiğini, yapabileceği bir şey olmadığını, ayrılıktan başka yolu olmadığını söyledi Zehra.

Ömer de; hayır olmaz kabul etmem bunu olmaz diye itiraz etti. Bir zamanlar anlaşma bitecek ayrılacağız diye ayrılacakları günü bekleyen çiftimiz bugün ayrılmamak için çaba sarf ediyorlar.

Hala gelince yanlarına konuşmalarını Ökkeş amcanın ölümüne yorumladı yanlış anladı onları. Öyle Ömercim kolay mı öyle yıllarca aynı yastığa baş koyduğun insanla vedalaşmak dedi.

Zehra da Ömer’in gözlerine bakarak haklısınız Cevriye hanım bazı şeyleri değiştirmeye insanın gücü yetmiyor dedi. Halamız da; sizin önünüzde koskocaman bir ömür var, sevdanız hep daim olsun, el ele gönül gönüle dedi.

Sabah da Mehtap yüzünden başına musallat olan mafya bozuntularından nasıl kurtulacağını Salim amcaya danışmaya giderken yolda küçük çocuklar oyun oynuyorlardı Sabah’ın yanında düştü kız çocuğu.

Sabah ona yardım ederken peşindeki adamları fark etti. Salim amcaya zarar verirler endişesi ile dükkana girmedi. Salim amca da gördü, selam vermeden nereye dediğinde, Sabah da işleri olduğunu söyleyip gitti. Ama adamlardan biri Salim amcanın dükkanına girdi etrafı kolaçan edecek. Bunlar ilerde Salim amcanın başına fena bela olacaklar anlaşıldı.

Sabah’ı diğer adam takip etmeye devam etti. Sabah kalabalık yerlerde olmanın güvenliği açısından önemli olduğunu düşündü parkta otururken Salim amcaya yemek götüren Şükran teyze gördü onu yanına geldi oturdu. Adamlarda gördü Şükran teyzenin de canını yakmalarından endişe ediyor Sabah.

Ve Sabah’ın karnı aç, parası da yok, peşinde de mafya bozuntuları adamlar var.

Ayşe, Nihat ile Ökkeş amcanın ani ölümü hakkında konuşuyorlar. Ayşe sadece şeker hastalığı vardı Hediye ablada çok iyi bakıyor dediğinde. Nihat da, ece gelince baş ağrısı bahane dedi.

Aynen öyle Nihat, Ölüm bir geçiştir, bu fani hayattan sonsuz hayata bir geçiş. Çünkü ölüm, her yaşta, her başta, her an ve her zaman yüz yüze gelebileceğimiz bir gerçektir. Hatta hayattan daha açık ve büyük bir gerçektir.

 

Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi,
“Kim bilir, nerede, nasıl, kaç yaşında?  Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında.”

Ölüm bir yok oluş, bir hiçlik, bir kayboluş, bir bitiş ve tükeniş değil. Bir daha dönmemek üzere ayrılık, hiçbir şekilde buluşmamak ve görüşmemek üzere bir gidiş ve çıkış hiç değildir. 

Ölüm ötesine inanan bir insan için ölüm, yeni ve taze, baki ve ebedi bir aleme varış asıl sevgiliye Allah’a özüne aslına vuslatına kavuşmaktır. O sebeple Azrail’e hoş geldin diyebilmektir hüner. Seni esas sevgiline kavuşturacağı için.

Ayşe Zehra ya bu zor günde yanlarında olduğu için teşekkür etti.

Salim amca da dershane den aldığı siparişlerden memnun. İşini layıkıyla yaptığı için bir iş bir sürü iş getirdi Salim ustaya. Siparişi yetiştirmek için akşam da gece de çalışacak ve bunu Zehra ya haber vermek için aradığında Zehra Ayşe ile ilgilendiği için bakamadı çalan telefona Ömer baktı Zehra’nın çantasından alarak telefona arayan babasıydı gösterdi telefonu.

Zehra da mutfağa geçti. Ne yapacağını bilemiyor Zehra. Salim amca da eve gidip Zehra ya bakmak istedi neden telefonu açmadı diye.

Şükran teyzede dükkana yemek getirince olanları Koray dan öğrendi. Hemen Salim amca yı eve girmeden durdurmak için peşinden koştu. Yemek soğuyacak diyerek dükkana göndermeyi başardı.

Sonra da Zehra yı arayarak babasının sabaha kadar çalışacağını kalması gerekiyorsa kalabileceğini söyledi. Zehra bu habere çok sevindi. Tabi Ömer Zehra dan daha çok sevindi. Şükran teyze ye bir teşekkür borcum olsun dedi.

Ben senin teşekkür etmelerini severim paşam 🙂 azmı dil döktüm buralarda özür dilemeyi, teşekkür etmeyi bilmeyen zorba diye bitti gitti o günler çok şükür. Bir de el açıp dua ettiğini görseydim.

Zehra evdekilere kendi elleri ile bitki çayı hazırlayıp getirdi. İçerlerken Asya geldi uykusu gelmiş annesi ile uyumak istediğini söyledi. Zehra da bu gece bizle uyu dedi Asya, Zehra ve Ömer birlikte odalarına çıktılar.

Zehra Asya ya masal anlattı Asya da uyudu. Ömer de Asya ya anlatılan masalı beğendi. Bu kadarmıydı? diye sordu. Zehra da  içinden kısa ve güzeldi dedi. bunu bu kısa süren evliliği için söylemişti Zehra.

Ömer de, güzel masallar bu kadar kısa olmaz sonsuza kadar sürer dedi. Asya yı kucağına alarak odasına götürdü.

 

Sabah da peşindeki mafya bozuntularından kurtulmayı başardı. Kalmak içinde Kerem’in evine geldi. Karnını doyurmak için yemek yaptı. Kerem geldi. İçki içmiş sarhoş pislik. Sabah’ın yemeğini almak isterken üzerine döktü sonrada çıkardı iğrenç.

Sabah olunca da evden giderken peşindeki adamların onun izini bulduğunu gördü eve geri girdi Sabah.

Zehra odada Ömer ile çekindikleri resme baktı bu resmi ne zaman çekindilerse artık. Ayşe’nin çektiği resim değil bu. Ömer girdi ve Zehra yı resme bakarken gördü hoşuna gitti. Zehra’nın pijamalarını getirmiş onları Zehra ya verdi. Suyunu bardağa koydu. Terliklerini getirdi. Zehra yı memnun edebilmek için elinden geleni yaptı Ömer.

Zehra da üzerini değişmeye gitti. Ömer de değişmiş. Her ikisinin pijamaları da yeni ve güzeldi beğendim. Ömer Zehra ya uyumayacakmısın? Diye sorunca Zehra da uyumak istemediğini söyledi. Ömer de dışarı çıkalım mı dedi birlikte terasa çıktılar.

Ve birlikte hiç konuşmadan oturdular. Ömer de böyle kötü bir günde seninle burada böyle hiç konuşmadan oturmak iyi geliyor, günlerce böyle kalabilirim dedi.

Zehra uykun gelmedi mi diye sordu.

Ömer de hayır ama senin gelmiş gibi istersen yatağında uyuyabilirsin dedi. Zehra benim de uykum gelmedi diyerek sessizce oturdular başbaşa ve zaman içerisinde Zehra uykuya yenik düştü. Başı Ömer’in omzuna düştü.

Zehra Ömer’in omzunda sabaha kadar uyudu. Ömer de hiç uyumadı sevdiceği, biricik eşi Zehra omzunda uyuyorken o hiç uyuyabilir mi? güneş doğdu gün ağardı yeni bir gün başladı Ömer bu güne omzunda uyuyan sevdiği biricik eşi ile onun kokusu ile başladı güne.

Zehra Ömer den habersiz eşyalarını toplayıp bir valize koydu çekmeceden Ömer’in kendisine aldığı tokaya bakarken Ömer girdi odaya ve Zehra’nın gitmek üzere hazırlandığını gördü. Gitmesini istemedi engel olmak istedi.

Zehra da yapamam babam diyerek ağladı ve parmağından yüzüğünü çıkarıp Ömer’in avucunun içine koydu Zehra.

BİR BEN GÜLEMİYORUM NEDEN?

Efkarlıyım bu akşam bir hasretle savaşan 
Dertler sardı bu akşam sanki içtikçe artan

Bir ben gülemiyorum neden bilemiyorum her şey bomboş yalan
Bir sen çekip gittin bilsem sever miydim dostum oldu hüsran

 

Ah yaşamıyorum çıkamam bu karanlıktan
Ah deliriyorum ki sebebi yok anlarım aşktan 

İster hüzünlen ağla ister sen de iç böyle 

Düşmeden anlamazsın yalnızsan sen de söyle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir