Adını Sen Koy 252. Bölüm 2 Ocak 2018 Salı

Ömer ve Zehra nezarette konuşurlarken Ömer Zehra ya; Senin ile beraber bende burada tutsağım, ruhumda, bedenimde, aklımda tutsak, senin esaretin benimde esaretim. Sen buradayken bile nefes alamıyorum, sen benim nefesimsin Zehra, ben seni buradan çıkaracağım ne pahasına olursa olsun çıkaracağım. Bunun için her türlü bedeli ödemeye hazırım, buna canım da dahil diyor ve gözlerinden yaşlar pir pir dökülüyordu Ömer’in.

İşte buna Zehra daha fazla dayanamadı. Ne olur böyle şeyler söyleme, canın pahasına özgür kalmaktansa, sonsuza kadar bu parmaklıklar arkasında kalmayı tercih ederim dedi.

Zehra haklı, sevdiğin yanında olmadıktan sonra, sevdiğin hayatta olmadıktan sonra özgür olmanın bir anlamı yok ki. sevdiğim insan eşim hayatta olsun, ben demir parmaklıkların ardında olmaya razıyım, bir daha ölüm lafı çıkmasın ağzından diyor Zehra.

Ölüm de hayatın vazgeçilmez bir gerçeği be Zehra. Her gece başımı yastığa koyduğum an yastığımın altında beni bekler ölüm. Bu kadar yakın ölüm.

Ömer Zehra ya söz verdi ve özür diledi bir daha duymayacaksın sakin ol, niyetim seni üzmek değildi diyerek rahatlattı Zehra yı Ömer. Ve ekledi bana hiçbir şey olmayacak, ben seni bırakıp hiç bir yere gitmem, senin masum olduğunu ispatlayıp seni buradan çıkarmak, senin kahramanın olmak istiyorum dedi Ömer.

Zehra da güldü. Bu Ömer’in çok hoşuna gitti ve sen hep gül olur mu dedi.

Sen hep gül, gülmek gülümsemek yakışır insana somurtmak yakışmaz.

Güler yüzlü ol hep yağmur sonrası açan güneş gibi parlasın yüzün gözlerin.

Yedi renk gökkuşağı sana göz kırpsın, kuşlar cıvıldasın,

Çiçekler en güzel kokularını yaysın etrafa,

Bir bahar havası essin yüzünde tebessümünde gülümsemen de.

Gönüllere huzur ve mutluluk versin.

Sen hep gül böyle. Hayat anlam kazansın seninle.

Seni görenler kıskansın, Aşk kapını çalsın.

Acılarına da gülümse, hayatın sana verdiklerine

Vede aldıklarına da gülümse ki hep mutlu yaşayasın.

Aslı

Ömer, Zehra’nın kafası dağılsın diye çıkınca neler yapacağını planlasın istedi. Sonra da Murat komiser çay göndermiş sıcak sıcak onu içtiler karşılıklı iyi geldi.

Ömer kabanını Zehra ya vermişti. Ömer eve gidince neden üzerine başka kabanını almadı? Herhalde Ömer’in Zehra ya verdiğinin dışında bir kabanı, kışlık ceketi daha vardır. Yok gibi öyle ortalıkta dolaşıyor da Ömer. Hasta olacak çocuk.

Hanım ağa, Ayşe ile Zehra hakkında konuşuyor. Yaş aldıkça tecrübesi artıyormuş insanın bu doğru ama hanım ağanın tecrübesi artmamış. Zehra yı gözünden tanıdığını düşünüyor. Ona göre Zehra Kervancıoğluna yakışır biri değilmiş.

Aksine Zehra, Ömer’e iyi gelen onun yanına yakışan birisi. Sadece cebinde parası, cemiyet hayatında tanınmışlığı yok o kadar. Bunlarda olsaydı işte o zaman çok güzel yakıştırırdı babaanne Zehra yı Ömer’e ama dediğim gibi, cebinde parası, cemiyet hayatında tanınmışlığı yok Zehra’nın.

Ayşe de Zehra yı savundu. O yanlış bir iş yapmadı. O suçsuz. Dese de babaanne buna inanmıyor.

Ömer Zehra ya kendisine olanları bir kere daha anlatmasını söyledi. Zehra da bütün yaşadıklarını en başından anlattı. Cananın nasıl kaçırıldığını, Ömer’e bıraktığı mektubu, ki onu okumadığı için çok pişman oldu Ömer, özür diledi Zehra dan.

Benim yüzümden açılan bütün yaralarını geri kapatacağım dedi Zehra’nın göz yaşlarını silerek Ömer.

Seni buradan çıkarmak için Canan ve Çetin’in ifadeleri işe yarar diyerek komiser Murat ile konuşan Ömer, Zehra’nın ailesinin haberi yok, Cananı ben getirsem olur mu deyince Komiser Murat da izin verdi buna ve Ömer Canan ile telefonda konuştu. Sabah da yanındaydı Cananın o da duydu konuşulanları.

Can almaya geldi Cananı ve Sabah’ı. Canan ifade verirken, Sabah da Zehra ile konuştu. Canan ifadesini verdi ancak tek başına yeterli değil o sebeple Zehra biraz daha kalacakmış. Özel eşyalarını bir poşetin içerisinde Ömer’e verdi komser Murat.

Ömer Sabah ve Cananı mahalleye bırakırken, Cananın aklına bir fikir geldi. Zehra yı çıkarmak için bir plan yaptılar Ömer ile.

Para almak için çalışma odasına giren Ömer’in arkasından babaannesi girdi. Dingonun ahırına giriyor sanki mübarek kapıyı çalsana. Koskoca kadın olmuşsun bir kapı çalmayı bilmiyorsun sonra da esip gürlüyorsun hanım ağa.  

   

Ömer’e yine adımızı lekelemeden gereken adımı atmalısın diyor.  Önce sen kapı çalmayı öğren de gel sonra konuş hanım ağa.

Ömer’in odasına zarf koymuş, onu oku imzala dedi. Odasına giderken de Asya yı gördü sarılıp konuştular. Asya dayısına Zehra ablasını sordu. Sonrada özür diledi. Odasında ki zarfı açtığı için. Annem bana kızdı sende kızdın mı diye sorunca Ömer de kızmadım dedi.

Hemen odasına gitti. zarfı merak ediyordu. Ayşe’nin elindeydi açmamıştı Ayşe. Ömer aldı zarfı baktı. Büyük bir ihtimal ile boşanmak için düzenlenmiş evraktı o.

Ömer zarfı aldığı gibi babaannesinin odasında aldı soluğu ve kızgın bir şekilde zarfı fırlattı. Evliliğimde dahil, hayatımla ilgili tüm kararları ben alırım. Buna kimse karışamaz siz bile dedi.

Haklı Ömer, kaç yaşına gelmiş adam çocuk gibi, bir şey bilmiyor gibi davranılması hiç hoş değil. Bugün olmazsa bir gün bu evlilik bitecek dedi hanım ağa.

Yuva yıktığın yetmedi mi? Ömer ve Ayşe’nin çocukluğunu elinden aldığın yetmedi mi? ne istiyorsun Ömer den? Onun evliliğinden. Pis cadı babaanne.

Ayşe çok üzgün, ağlıyor. Her ne kadar abisinin yanında güçlü görünmek zorunda da kalsa kendini pek iyi hissetmiyor Ayşe. Böyle giderse yeniden hasta olur Ayşe.

Cevriye hala, Hediye abla ile Zehra yı görmek istediklerini Nihat’a söylerken despot kadın Ayşe ye izin vermedi sen gidemezsin dedi.

Ömer de akşam karanlığında Canan ile birlikte düşündükleri planı uygulamaya koydular. Canan para verme bahanesi ile Çetini buluşma yerine getirdi. Parayı verdi gitti. Ömer geldi bir güzel patakladı Çetin’i karakola gidip bildiğin her şeyi anlatacaksın dedi.

 Dediğini yaptı Ömer, Zehra yı kurtarmayı başardı. Kahramanı oldu Zehranın. Özgürlüğüne kavuşturdu bir anahtar ile. Zehra o demir parmaklıklardan kurtulunca var gücü ile sarıldılar birbirlerine.

Kafese konmuş bir kuş gibi kanat çırpıp yorgun düştüm

Özgürlüğe kavuşmayı istiyordum benim yerim bir kafes değildi

Bana sormadan, ben istemeden bir kafese koymuşlardı beni.

Vazgeçtiğim bir anda özgürlüğüme yeniden kavuştum

Bir anahtar açtı kapıyı özgürlüğümü geri verdi bana

Gökyüzünün mavisi, hayatın ta kendisi

Nede güzelmiş güneşin sıcaklığı, gecenin siyah rengi.

Aslı

Konakta ise akşam yemeği hazırdı masaya tam oturacakları esnada Ömer ve Zehra onlara katıldı sürpriz oldu herkese kimse beklemiyordu onları el ele masada da Zehra’nın sevdiği yemekler vardı sanki geleceğini bilircesine hazırlanmıştı masa.

Ömer yemeğe oturmadan Zehra ya yüzüğünü geri verdi sevgi ile aşk ile.

 VURGUNUM

Ben gönlümün ayak bağını
Senin kapına astımda geldim
Ben gönlümün gözyaşlarını
Senin yollarına döktüm de geldim
Ben gönlümün ateşini
Senin gözlerinden aldım da geldim


Vurgunum yorgunum
Senin yoluna ölürüm ben

 

Şiir:
“Ben seni geceyle gündüzün arasında sevdim yar
Kaybolan yılların, doğanın o acımasız kanununda sevdim ben seni
Kahretsin işte öyle sevdim öyle yandım ben sana yar
Bilsen ki sana olan sevgiyi anlatacak bir başka kelime bulsam
Bıkmadan usanmadan yılmadan
Namerdimce onu söyler onu yazardım yar
Kahretsin ben seni gece ile gündüzün arasında sevdim yar
Bedenimi almaya gelen Azrail’in pençesinde sevdim ben seni
Kahretsin işte öyle sevdim öyle yandım ben sana yar
Bazen Prometheus oldum çarmıha gerilircesine
Bazen Spartaküs oldum aslanlara yem olurcasına
Bazen Cem Sultan, ilmiği boynunda Pir Sultan oldum yar
Bazen Şems’ini arayan Mevlana
Bazen Mevlana’yı arayan Şems
Dinginlerde Yunus, yokluğa kanat geren bir garip
Mutlu bir yusufçuk gibi sana özgürlüğüne koşarcasına geldim yar…”

 

Vurgunum yorgunum
Senin yoluna ölürüm ben

 

Murat GÖĞEBAKAN

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir